Bu kâsenin hikâyesi, Düzce’deki bir kereste yığınının içinde, adı sanı olmayan bir kestane parçasıyla başlıyor. Uzun bir araba yolculuğunun ardından torna tezgâhına geldiğinde, ilk kesiklerle birlikte ağacın içinde saklı manzara ortaya çıkıyor: uzak tepeleri andıran koyu damar şeritleri, tarlanın üzerindeki ışık gibi yumuşak altın tonlar, ufku izleyen tek bir budak.
Formu, yüksek bir kap yerine, gökyüzüne karşı uzanan sakin bir arazi çizgisine benziyor: yaklaşık 24 cm çapında, 6,5 cm yüksekliğinde alçak bir profil. Dış yüzey elde yontulup ışığı yakalayan çok yüzeyli bir dokuya bırakılmış; iç yüzey ise parmakların altında rüzgâr izleri gibi akan damarlara kadar pürüzsüzleştirilmiş. Yağ ve içteki ince mum tabakası, kestanenin sıcak tonlarını ve kâsenin dingin, ufka bakan hâlini öne çıkarıyor.
Kestane Ufku, ağacın yıllar boyunca halka halka çizdiği kendi ufuklarının sessiz bir hatırası.
















